“Bu çok garip!” diye düşündü Ege. Normalde yemyeşil ağaçlar, kırmızı çiçekler, mavi gökyüzü olmalıydı ama her şey griye dönmüştü!
Tam o sırada, ormanın derinliklerinden gelen yumuşak bir ses duydu. “Ege, sen de fark ettin mi?”
Ege sesin geldiği yöne baktığında, uzun beyaz sakalları ve sıcacık gülümsemesiyle Bilge Baba’yı gördü.
“Bilge Baba! Ormanda bir gariplik var. Renkler kaybolmuş!” dedi Ege heyecanla.
Bilge Baba başını salladı. “Evet, doğru söylüyorsun. Renkler, Renkler Diyarı’ndan kaçırılmış olabilir.”
Ege’nin gözleri kocaman açıldı. “Renkler Diyarı mı?”
Bilge Baba, asasını yere vurdu ve bir anda önlerinde parlayan bir kapı belirdi. “Evet, hadi oraya gidelim ve renkleri geri getirelim!”
Ege heyecanla kapıdan geçti. Bir anda bambaşka bir yerde buldular kendilerini. Gökyüzü solgundu, ağaçlar renksizdi ve her şey sanki boyasını kaybetmiş gibiydi.
Ormanın ortasında, üzgün görünen bir Renk Perisi duruyordu.
“Ah, ne yapacağımı bilmiyorum!” diye iç çekti peri. “Renkleri Gölge Kral çaldı! Onları büyük bir sandığa kilitledi ve herkesin mutsuz olmasını istiyor.”
Ege yumruklarını sıktı. “Bunu önlemeliyiz! Renkleri geri almalıyız!”
Bilge Baba gülümseyerek başını salladı. “Evet, ama Gölge Kral’ın kalbine ulaşmak için üç bilmeceyi çözmemiz gerekiyor.”
Birinci Bilmece: Gökyüzünün Rengi
Bir taşın üzerine yazılmış bir bilmece vardı:
“Beni herkes bilir ama kimse tutamaz. Rengim mavi, ama bazen gri olur. Güneşle parıldarım, yağmurla ağlarım. Ben neyim?”
Ege hemen gülümsedi. “Bu kolay! Gökyüzü!“
Bir anda etrafında hafif bir esinti hissetti ve gökyüzüne biraz renk geri geldi.
İkinci Bilmece: Çimenlerin Sırrı
İkinci bilmece biraz daha zordu:
“Ayakların altındayım, doğanın kalbinde saklıyım. Güneşle büyürüm, suyla canlanırım. Rengim doğanın rengidir. Ben neyim?”
Ege biraz düşündü. Sonra yere bakıp gülümsedi. “Bu çimen!“
Bir anda ağaçlar ve otlar eski yeşil renklerini kazandı!
Üçüncü Bilmece: Renklerin Dansı
Son bilmece biraz daha uzundu:
“Ben olmadan gökkuşağı olmaz, en tatlı meyveler beni taşır. Bazen ateşin rengiyim, bazen bir çileğin. Aşkın ve sıcağın rengiyim. Ben neyim?”
Ege biraz düşündü. “Hmmm… Çilek… Ateş… Gökkuşağı… Aaa! Kırmızı!“
Bir anda büyük bir ışık patladı! Tüm renkler geri döndü! Gökyüzü maviye, çiçekler pembe ve mor renklere, ağaçlar yemyeşile büründü!
Renk Perisi mutlu bir şekilde zıpladı. “Başardınız! Renkler tekrar dünyaya yayılacak!”
Tam o anda, Gölge Kral göründü. Ama artık eski korkutucu halinden eser yoktu. O da renklenmiş ve mutlu olmuştu!
“Üzgünüm,” dedi Kral. “Dünyanın böyle gri olması beni de mutsuz etti. Artık renkleri geri vermekten mutluyum!”
Ege ve Bilge Baba gülümseyerek Renkler Diyarı’ndan ayrıldılar. Ormana geri döndüklerinde her şey eskisi gibi canlı ve renkliydi.
Ege, Bilge Baba’ya teşekkür etti. “Bu macera harikaydı! Artık renklerin ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyorum!”
Bilge Baba gülümsedi. “Evet, bazen kaybettiklerimizin değerini anca geri kazandığımızda fark ederiz.”
Ve o günden sonra Ege, doğanın güzelliğini daha da çok sevmeye başladı.
Sorular:
- Sence renkler gerçekten kaybolsaydı dünya nasıl olurdu?
- En sevdiğin renk hangisi? Neden?
- Eğer sen Renkler Diyarı’na gidebilseydin, hangi renkle ilgili bir bilmece hazırlardın?