İstiridyeler Nereden Gelirler?
İstiridyeler, midyeler gibi denizlerde yetişen, kavkılı hayvanlardır. Bunlar, kayalara yapışarak büyürler. Ama insanlar, ticaret amacıyla istiridyeleri deniz parklarında da yetiştirirler.
Neden-Niçin ile ilgili merak edilen tüm sorular ve eğlenceli bilgiler.
İstiridyeler, midyeler gibi denizlerde yetişen, kavkılı hayvanlardır. Bunlar, kayalara yapışarak büyürler. Ama insanlar, ticaret amacıyla istiridyeleri deniz parklarında da yetiştirirler.
Aç ve meraklı yengeç yavrusu, denizin dibinde dolaşırken, midyenin açık duran kavkılarının arasından, içeriye girer. Kavkıları kapanınca da midyenin içine hapsolunur. Midye, bu yengeç yavrusunu yavaş yavaş hazmeder. Bazen bir balıkçı, yengeci hazmetmesine fırsat vermeden midyeyi denizden çıkarır.
At, yürüyerek ilerler. Ama hızlı gitmek istediği zaman koşmağa başlarlar. Yürüyen kurbağa ise çok yavaş ilerler. Tehlike anında ise süratle bulunduğu ortamı terk etmek isteyince zıplamaya başlarlar. Uzun olan arka bacaklarının kasları, bu sıçramaları kolaylıkla yapmasını sağlar.
Bu, salyangozun yerde veya bitkiler üzerinde ilerlerken kolayca kayması için vücudundan çıkan yapışkan sıvının izidir.
Kaplumbağa kabuğunu sırtında taşımaz. İçinde yaşar. Kabuktan yapılmış bu evin pencerelerinden ancak başını, bacaklarını ve kuyruğunu çıkartabilir. Tehlikeyle karşılaşınca bunların hepsini içeriye çeker.
Köpek sıcaklık duygusu çoğalınca ve özellikle koşunca dilini dışarıya çıkartır. Bu onun terleme ve serinleme tarzıdır. Köpek ağzındaki tükürüğün buharlaşmasıyla serinler.
Tavşan, keklik gibi avlanılan hayvanlar, geçtikleri yerlere, insanların duyamayacağı kokularını bırakırlar. Av köpeklerinin koku alma kabiliyetleri çok gelişmiş oldukları için bu kokuları duyarlar. Bu kokuları takip ederek avcıları o hayvanların saklandıkları yere kadar götürürler.
Başıboş köpekler pek o kadar titiz olmazlar. Çoğu zaman çöp tenekelerinde buldukları pis öteberiyle yetinirler. Birisi için : "Köpeğe atsan yemez" denilince bu, onun için pek de övünülecek bir şey değildir.
Belki hiç düşünmedin ama sen, şu an dünyada yaşayan herkes gibi, bir zamanlar annenin karnında küçücük bir tohumdun. O tohum zamanla senin gibi bir bebek haline geldi ve annen seni dünyaya getirdi. Belki de o zamanlar hiçbir şey hatırlamıyorsun ama senin annen seni o kadar çok sevdi ki, seni dünyaya getirmek için tüm gücünü kullandı. Şimdi de sen büyüyorsun ve belki de sen de bir gün kendi çocuklarını seveceksin!
Bebekler, dünyaya geldiklerinde çok hassas ve narin olurlar. Bu yüzden anneler, bebeklerinin doğumundan sonra birkaç gün boyunca hastanede yatarlar. Böylece bebeklerin yanında her zaman bir doktor ve bir hemşire bulunabilir. Doktorlar ve hemşireler, bebeklerin ilk günlerinde solunum, beslenme ve sindirim gibi önemli şeyleri kontrol ederler. Eğer bir sorun varsa, hemen müdahale ederek bebeklerin sağlığını korurlar.
Bebekler dünyaya gelmek için annelerinin karnında büyürler. Ama bir gün, bebek artık hazır olduğunda, annesinden ayrılıp dünyaya gelir. Bunu meyve ağacındaki meyvelere benzetebiliriz. Meyve ağacındaki meyveler de olgunlaştığında, ağaçtan düşerler ve hazır olduklarını gösterirler. Bebekler de aynı şekilde, hazır olduklarında annelerinden ayrılıp dünyaya gelirler.
Bebekler doğduklarında, vücutları buruşuk görünebilir. Bunun sebebi, henüz vücutlarının güçlenmemiş olmasıdır. Ama merak etme, biraz zaman geçtikten sonra, bebeklerin yanakları tombul ve vücutları daha düzgün görünecek. Bebekler, büyüdükçe güçlenir ve vücutları daha sağlam hale gelir. Bu yüzden, zamanla buruşukluklar kaybolur ve bebekler daha güzel görünür.